Hz Mevlana’nın kitapları üzerine çalışmalar yaptım. Her bir eserini okuduğumda huzur buluyorum. Her cümlesinin içerisinde mana derinliği var. Hz Mevlana sadece göze kulağa değil, sözleriyle gönüllere ve ruhlara da hitap ediyor. Eserlerinde manevi dostluğa çok değinmiştir.
Mesneviyi okuyarak iman eden niceleri vardır. Hatta bunlardan biri de yaman dede’ dir. Yaman dedeye niye sürekli Mevlana’dan bahsediyorsun? derler, o da Mevlana Hz elimden tuttu beni Hz Muhammed’ inkapısına götürdü diye cevap verir. Yeter ki o muazzam eserlerden nasibimizi alabilelim.
Dost denince akla Mevlana ile şems gelir. Mevlana şems ile tanıştığında 38 yaşında iken şems 60 yaşında idi. Ama bu tanışma Hz Mevlana’nın hayatının dönüm noktası oldu.
Şems Mevlana’ya manevi o kadar derin dersler verdi ki, gün geldi kendisinden ayrıldı, işte bu muhabbet ve manevi aşk yolunda yürüyen Mevlana; şemsi kaybedince onun hasreti ile yandı kavruldu, bunun neticesinde 26.000 beyitlik bir mesnevi meydana geldi.
Mesnevi bir feryad namedir, çünkü Mevlana elinden tutup kendisini Allah a aşık eden dostunu kaybetmiş, adeta dünyada yapayalnız kalmıştır, manevi halini anlatacak şemsin kıvamında bir gönül bulamaz.
Onun aşk ve feryadı, muhabbet ateşiyle kavruluşu, tariflere sığmaz ilahi bir sevdadır, onunla aynı hali yaşayan dertli yunusun;
Ben bir acep ile geldim
Kimse halim bilmez benim!
Ben söylerim ben dinlerim,
Kimse dilim bilmez benim!
Benim dilim kuş dilidir,
Benim ilim dost ilidir,
Ben bülbülüm, dost gülümdür,
Bilin gülüm solmaz benim
Şeklinde ifade ettiği bir haleti ruhiye ve iklim içindedir.
Çünkü o güzel dost Mevlana’ya o kadar derin bir ders vermiştir ki; nefsin afetlerinden korunabilmek için, ilahi azamet karşısında bir hiç olduğunun idraki ile, nefsin tanınması icap ettiğini, marifet yolculuğunun ancak kalbi hayat ve ilahi aşkla çıkabileceğini gösterir.
Şems Mevlana’ya özünü, sahip olduğu değerleri tanıtarak ayağındaki zincirleri kopardı. Çünkü Mevlana uçmaya hazır bir kartaldı, şem sonun ayağındaki bu bağları çözdü. Ona gönül penceresinden öteleri gösterdi.
Ey üç günlük fani dünyanın sarp ve yokuş yollarında yorulan yolcu! Kendine dost arıyorsan şayet, manevi dost bul. Şems gibi terbiye etsin seni, Akşemseddin gibi gönülleri feth etmenin yollarını öğretsin. Tabduk baba gibi sana buğday ile himmetin arasındaki farkı göstersin. Dost bul seni Allaha yaklaştırsın, dostun öyle dost olsun ki; senin yanında her halükarda yerlerin ve göklerin sultanını, yüce dostu anlatsın, sen olmadığında ise, seni secdelerde ilahi sanat harikasının mimarına, sana şah damarından daha yakın aziz ve cebbar olan Allaha anlatsın. Ne mutlu manevi bir dosta sahip olana…
Seni Allah tan uzaklaştıran bir kişi dostun değil, ancak manevi düşmanındır.
Yazımı manevi dostluğu ile, adını tarihe altın harflerle yazdıran, Şemsi Teprizinin Yüce rabbimiz e yürekten yaptığı dua ile sonlandırmak istiyorum.
Ben geldim Rabbim… koştum da geldim… Yandım uyandım da geldim… hatalarımı sırtıma, yükledim de geldim. Sığınılacak başka limanın olmadığını, okyanuslar aşarak anlamış bir gemi gibi geldim. Huzuru rahatı sende bulacağımı öğrendim de geldim… Ben geldim Rabbim… Şefkatinle yaralarımı,rahmetinle sol yanımı sar diye geldim… ebedi olarak kapında kalmaya, kul olmaya, kül olmaya geldim… Kabul et boş çevirme beni…
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Selam ve dua ile.










YORUMLAR