İnsan yaratılış itibariyle güzellik ve olgunluğa elverişli bir yapıya sahiptir.
İnsan hayatta yaptığı her işi bir dengeyle yapmalı, abartı ve aşırılıklardan kaçınmalıdır.
Sevgili peygamberimizin hayatına bakınca bir denge insanı olduğunu görüyoruz.
Bugün insandaki tevazu ve vakar konusu üzerinde durmak istiyoruz. Bu iki haslet birbirini tamamlayan iki tavırdır.
Bunun tersi kibir ve gururdur, kibir insanın kendini farklı görmesi diğer insanlardan daha üstün ve seçkin olduğunu düşünmesidir.
Sevgili peygamberimiz tevazu ve vakarıyla örnek bir peygamberdir. Onun tevazu ve alçak gönüllülüğü dillere destan olmuştur.
O güzeller güzeli hayatının her safhasında sadeliği tercih etmiştir.
İnsanlara karşı hep hoş davranmıştır, zengin, fakir, genç, yaşlı, çocuk demeden hepsinin gönüllerini hoşgörü ve tevazuyla fethetmiştir.
Mesela o evde eşlerine ev işlerinde yardım eder, elbisesini eliyle yamar, odasını süpürür, keçi sağar sofra kurardı.
Fakirlerin kölelerin sofralarına oturur, onlarla yemek yerdi.
İnsan hangi konumda hangi makamda olursa olsun tevazu ve vakar vazgeçilmezi olmalıdır.
İnsanı yücelten kıymetli kılan hoşgörüsüdür.
Tevazu alçak gönüllük kulu hak katında değerli kılar.
Tevazu ve vakarı doğru yerde, şecaat ve cesareti de olması gereken yerde göstermek gerekir.
Mehmet Akif’in mısralarında bu yüksek karakterin veciz ifadelerine rastlarız:
Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum,
Kesilir, belki fakat çekmeye gelmez boynum,
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim çifte yerim,
Adam aldırmada geç git diyemem aldırırım,
Çiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım.
Tevazu bir erdemdir, herkese nasip olmaz…
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Selam ve dua ile.









