O halde hak ve adalet nedir?
En genel tarifiyle herkese ve her şeye hak ettiği şekilde muamele etmek, doğru hüküm vermek, dengeli ve ölçülü davranmaktır.
Toplum olarak maşallah herkes kendini sütten ak kaşık zannediyor, herkes birbirini eleştiriyor. Kendi haklılığını ispat etmek için çabalarken, başkalarını ağır eleştirilere maruz bırakıyor.
İmamı şafi talebelerinden biri ile müzakere yaptığı bir meselede ihtilafa düşer. Öyle ki talebe dersi terk eder evine gider. Akşam talebe kapısının çalındığını duyar.
Kapıya çıktığında karşısında hocasını görür. Hocasının ayağına kadar gelmesine şaşırır. İmamı şafi der ki;
Evladım bizi birleştiren yüzlerce mesele dururken bir mesele mi bizi ayıracak?
Yaptığın ve üzerinden geçtiğin köprüleri yıkma. Bir gün o köprüden geri dönmen gerekebilir.
Hatadan nefret et, hataya düşenden nefret etme.
Bütün kalbinle günaha öfkelen, ama günahkara acı, ona merhamet göster.
Evladım görevimiz hastalığı tedavi etmektir!.. hastayı yok etmek değil.
İnsan nefsinin öğretmeni olmazsa, nefis terbiyesi almazsa zamanla ego, hırs, nefret, ve şımarıklık kişiyi esir alır. Bazen Hz Yakup’un oğulları gibi kardeşini kuyuya atar, bazen de kabil gibi öz kardeşini öldürür.
Müftüler Hocalar sana fetva verse de, sen yine kalbine danış demişler.
Kur’an’a baktığımız vakit nefsine öğretmen olanların vicdanının sesine kulak verenlerin kazandığını görüyoruz.
Avukat gibi nefsini savunmayı bırak,
Hakim gibi nefsini sorgulamaya bak.
Ne olursan ol, ama önce nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi ol.
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Selam ve dua ile.









