“Avatar” filmini seyrettiniz mi? Filmde, dünya’dan enerji bulmak amacıyla, yaşam barındıran uzak bir gezegene gidilir. Burada Kızılderililer gibi ekolojik bir hayat süren yerli halk vardır. Dünyadan gelen sömürgeciler, bu halkın yaşadığı topraktaki madenleri almak ister ama Navi adı verilen halk buna izin vermez. Sömürgeciler, Navilerin güvenini kazanmak için, insan bilincini bir makineyle uzaylı olan Navi’nin bilincine aktaran bir düzenek yaparlar. Bu makineye giren insan, yapay olarak üretilen Navi bedeninin içine girer.
Bu çok beğenilen ve büyük gişe yapan film, bilincin nakledilmesi gibi bir bilim kurgu ögesi taşıyor. Ya bilim kurgu değilse?
Kuantum fizikçilerinin evreni anlamak için geliştirdiği pek çok model var. Bunlardan biri de Hologram Teorisi. Bu teoriye göre, üç boyutlu bir kütlenin bilgisi, iki boyutlu bir yüzeye üç boyutlu olarak yazılıyor. Bu, şu anlama geliyor: Evrenimiz ve gezegenimiz, gerçek bir görüntünün yanılsaması, bir hologramı olabilir. Bu teori matematiksel olarak oldukça tutarlı ancak şu anda test edilebilirliği mümkün değil. Buna rağmen, Hawking’in “Kara Deliklerdeki Entropi Kaybı Paradoksu” gibi anomalileri matematiksel açıdan açıklamayı mümkün kılıyor.
Bu durumda, bizler yani insanlar da birer hologram olabiliriz. Peki, gördüğümüz ve denetimlediğimiz dünyayı nasıl açıklarız? İşte bu nokta çok kritik. Bu teoriye göre, bilincimiz tıpkı evrenimiz gibi “Brane” adı verilen iki boyutlu evren yüzeyinde. Beyin, bilincin kaynağı değil, onun alıcısı ve işleyen bir merkezi olabilir. Tıpkı “Avatar” filmindeki gibi, bizim bilincimiz başka bir formdan insan bedenine transferi ya da kozmik bir bağlantıdır. Hologram teorisi, bilim insanlarına gerçekliğin doğasını ve somut dünya fikrini sorgulatıyor. Materyalizm ilkesiyle ilişkili klasik fizik kuralları, bu hologramın birer arayüz kodu olabilir mi? Evrenimiz ve dünyamız aslında gerçek olanın bir yanılsaması ya da Yaratıcı’nın tamamen baştan yarattığı bir hayal olabilir. Bizler de, tıpkı gördüğümüz güneş ve teneffüs ettiğimiz hava gibi, bu hayalin birer parçasıyız.
Eğer Hologram Teorisi doğruysa ve insan bilinci bedeninden milyonlarca, hatta milyarlarca ışık yılı uzaktaysa, anlık hayatı nasıl denetliyoruz? Einstein’ın “Ürkütücü Etki” adını verdiği kuantum dolanıklığı ile. İki uzak madde birbirine dolanık ise, aradaki zaman kaybı olmadan etkileşimler anında gerçekleşir. Kuantum dolanıklığı belki de bu evrendeki kozmik bir Wi-Fi gibidir. Belki de ORCH-OR teorisinde bahsedildiği gibi, insan beyni kuantum alanlarıyla etkileşime geçiyor olabilir.
Evrenimizin ve gerçekliğimizin bir yanılsama olması, hologram teorisini iddia eden tek teori değil.
Eğer her şey yalansa, sıkı sıkıya bağlanarak yaşadığımız bu yalanda bu kadar hırs neden?
Esen kalın…









