cumhuriyet halk partisi İl başkanlığı büyük taarruzun 99. yıldönümünde 15 temmuz milli İrade meydanında atatürk anıtına çelenk koyarak 30 ağustos zafer bayramı’nı kutladı.
30 ağustos zafer bayramının 99. yıldönümü nedeniyle 15 temmuz milli İrade meydanında bir araya gelen chp aksaray İl teşkilatı saygı duruşu ve İstiklal marşının okunmasıyla birlikte bayrak töreni gerçekleştirdi. İl başkanı ali abbas ertürk atatürk anıtına çelenk sunup selamladıktan sonra günün anlam ve önemine dair bir konuşma yaptı.
chp İl başkanı ali, abbas ertürk yaptığı açıklamasında, büyük zaferimizin 99. yılını kutladığımız bugünde ülkemizde tahlilsiz, üzücü birçok felaket ile karşı karşıyayız” diyen ertürk “bir yandan ülkemizin ege’si ve akdeniz’i yanarken, bir yandan da karadeniz’de sel baskınlarından onlarca vatandaşımızı yitirdik. bu felaketlerde kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımıza rahmet diliyorum.
bugün büyük zafer, 30 ağustos zafer bayramı’nın yıl dönümü. bu bayramın önemini, anlamını anlayabilmek için 30 ağustos öncesi ülkeyi çok iyi anlamak ve tanımak lazım” dedi.
kurtuluş savaşı öncesi anadolu’nun portresini çizen chp İl başkanı ali abbas ertürk “bir ülke düşünün; 100 yıldır toprak kaybetmeye başlamış, ülke içerisinde küçük küçük beylikler bağımsızlığını ilan edip devlet kurmaya başlamış. ekonomisi duyun-u umumiye’ye teslim edilmiş. yabancı güçlerin komiserleri boş hazinenin başına, tepesine oturtulmuş ve o ülkenin başkentinde yabancı düşman askerlerinin postal sesleri yükselmiş. Üstüne üstlük 1. dünya savaşı kaybedilmiş ve ülkeyi yönetenler serv antlaşması’nın altına imza atmış. mustafa kemal’in kırık dökük bir vapurla samsun’a çıkmadan önceki memleketin ahvali işte bu durumdadır. herkes kaderine razı olmuş ama bir kişi buna ‘hayır olmaz’ diye itiraz ediyor. genç bir subay postallarını ayağına geçirip genç yaşta kaybettiği babasının emaneti olan anacığının elini öpüp, helallik istiyor ve samsun’a doğru yola çıkıyor. mustafa kemal samsun’a giderken göle maya çalar gibi ‘ya tutarsa diye’ düşüncesi ile gitmedi. mustafa kemal samsun’a adım atarken hatta daha önceside de kafasında tek bir düşünce vardı: kazanmak kazanmak ve kazanmak. bu genç subay tüm dünyanın ezberini bozdu. bir anda dünya sahnesine bir subay çıkıyor ‘geldikleri gibi gidecekler’ diyor, ‘ya istiklal ya Ölüm’ diyor, ‘bağımsızlık benim karakterimdir’ diyor, ‘ben size taarruz etmeyi değil ölmeyi emrediyorum’ diyor… bir subay, mustafa kemal, daha o günlerde zafere, bağımsızlığa, adalete ve yeni bir ülke kuracağına o kadar inanmıştı ki… bu amaçla yola çıkmıştı. peki neye güveniyor mustafa kemal? anadolu insanının yüreğindeki bağımsızlık ateşine, anadolu insanının savaşçı, mücadeleci olduğuna güvenerek bu yola çıkıyor. en önemlisi ‘ekmeksiz, susuz, aç yaşarım: ama hür olmadan asla’ diyen bir anadolu insanının mayasına güveniyor. Çünkü anadolu çocuğu ve anadolu insanını genlerine kadar çok iyi tanıyor.
büyük taarruz’u diğer savaşlardan ayıran özelliğe de değinen ertürk “30 ağustos zaferi’nin ve kurtuluş savaşı’nın bir özelliği daha var. İnsanlık tarihinden bugüne dünyada yüzlerce savaş olmuştur. filanca devlet, filanca devlet ile savaşmıştır, biri kazanmıştır biri kaybetmiştir. 30 ağustos zaferi, büyük taarruz böyle bir savaş değil. birden çok, onlarca devlete karşı bir halk savaşıdır. dünyada o nedenle bu savaşın hiç benzeri yok. o nedenle dünyada hala örnek gösterilen bir mücadele bu. halkın birleşerek birlik verdiği mücadele dönemi. yani bir halk, devletin ülkeyi yönetenlerinin teslim olduğu bir yerde emperyalizme karşı savaş açıyor ve o emperyalizmin ahtapot kollarını paramparça edip, her bir parçasını bir yere atıyor. değerli arkadaşlarım o ahtapotun bir kolu washington’a, bir kolu paris’e, bir kolu londra’ya bir kolu atina’ ya savruluyor. bir lider ve bir halk dünyada mazlumlara umut oluyor. bir ışık oluyor, bir yol açıyor ve açılan o yolda bugün hepimiz başımız dik bir şekilde yürümeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu. haber: yaşar karatay

